Açlıktan
Ölme Hızı ve İnternetin Hızı
Geçtiğimiz aralık
ayının içinde birinci sınıfa giden bir öğrencimizin velisi ile bir toplantı
yaptım. Sınıf öğretmeni de yanımızdaydı. Çocuğumuzun akademik ve sosyal
durumlarını detaylıca konuşmaya çalıştık. Yakın gelecekte yapılması
gerekenlerle ilgili planlar yaptık. Bir sonraki görüşmeye kadar ilerleyeceğini
düşündüğümüz ya da beklediğimiz durumları vurguladık… Buraya kadar her şey
sıradan veya sıradana yakın. Krizler, iyi yapılan şeyler, akademik ilerleme vs…
Konuşmamızın
bir yerinde veli ‘’ Benim çocuğum karın kaslarının daha güzel olması için çok
istekli, bu konuyu takıntı haline getirdiğini düşünüyorum.’’ dedi. Ardından
sınıf öğretmeni sınıfındaki bir kız çocuğunun kıyafetleri ile ilgili
konuşurken ‘’Daha çekici!’’ olmakla
ilgili kaygılarının olduğunu belirtti. Toplantının o ana kadar olan kısmını
tamamlayıp yepyeni bir başlık açtım. Neydi bu çocukları bu hale getiren
şey. Çocukları mı suçlamalıydık?
Velileri mi? Yoksa medya endüstrisini mi? Facebook? İyi görün iyi hisset vaazı
veren şirketleri mi yoksa? Bunu kendi içimde çözebilecek kadar bilgi sahibi
değilim. Sadece betimleme yapabiliyorum bu konuda.
Bu arada yazıyı
yazmak yaklaşık bir haftamı aldı. Üzerine düşünmeyi daha çok düşünmeyi istedim.
Yazıyı henüz tamamlamamışken aynı öğrenci ile bir kere daha yan yana geldim. Bu
sefer öğrencim yüzünü çeşitli kalemlerle boyamıştı. Nedenini sordum. Cevap
gayet duru ve anlaşılırdı. ‘’Yüzüme dövme yaptım.’’
Profesyonel
mankenler her sabah uyandığında ‘’ Nasıl
görünüyorum?’’ sorusunu kendine soruyor
olmalı. Peki, henüz tuvalet alışkanlığı kazanmış, vurmamayı yeni yeni öğrenen,
süt dişlerinin yarısı çıkmış, elini
kesmesin diye tedbirler aldığımız küçücük çocukların bu konuları öğrenmiş
olmasında bir aykırılık var mı?
Buraya kadar
ki her hissi bir kenara bırakalım. Bir de şunlara bakalım.
ANTİK
YUNANDA ve RÖNESANS'DA BEDENSEL FİKİR
İnsan
türünün bedensel tarihini ele almaya çalışalım. Temel ihtiyaçlarını gideren bir
bireyde estetik kaygılar başlar bu klasik herkesin sürekli konuştuğu şey zaten.
Estetik ile ilgili mesele tarih boyunca kendi bedenlerimizden başladı. Hatta
öyle ki antik yunandan başlayarak sanat tarihinin her yerinde en temel
bilgilerden birisi haline gelen ruh ve beden birlikteliğinden sadır olan
bedenin ne kadar iyiyse ruhunda o kadar sağlıklı olur vurgusu insanların hep
gündeminde oldu. Buraya kadar olanların makul taraflarının olduğunu
düşünüyorum. Herkes beğenilmek ve güzel olmak ister burada da bence sorun yok.
Saçlar dökülürse ektiririz, göbeğimiz çıkarsa spor yaparız falan… Bugün sadece
Amerika’da kilo kaybetmek için bir günde 200-250 milyon dolar arasında para
harcandığı tahmin ediliyor ve bunun bir anlamı olmalı.
Hepsine
tamam, hepsinin bir anlamı ve amacı vardır. Anlamak istemediğim şey küçücük bir
öğrencim neden bunu dert etmiş. Belki kötü besleniyordur, belki hormon sağlığı
yerinde değildir bilmiyorum ama küçücük bir çocuk, çok küçük… Acıklı hikâye
gibi dursa da bu acıklı hikâye o çocuğun değil, asla değil. Bu acıklı hikâye
dünyayı bu hale getiren ruhlarımızın hikâyesi...
Kısacası
açlar ve obezite onlar için zaten sorun değil. En baştaki eleştiri kendimizi
taşıdığımız yerle ilgiliydi. Bu kısımda da aynı şey var. Kendimizi taşıdığımız
yer… Savaşmak için yeterince silahımız ve silah fabrikamız var… Daha çok
istiyoruz. Dünyanın yukarısındakilere sesleniyorum. İnternetinizin hızı nasıl? Burada insanların açlıktan ölme hızı
internetin hızından daha yüksek.
Eğer imkânım
olsaydı insan türünün ürettiği bütün araçları, sistemleri, yemekleri, ilaçları,
kıyafetleri, eşit ve adil şekilde paylaşmak isterdim. ‘’Gomimist işte’’ deyip
gülmeyin. Batıda refah artsın diye Afrikalılar yüzyıllarca köle olarak çalıştı.
Bugün de batılı adam rahat etsin diye Afrikalıya daha az imkân veriliyor. Hikâye yazılmaya devam ediliyor. Hep beraber
devam edelim bari arada kaynarız. Kalabalık olursak üzerimize alınmayız da hem.
Gizli bir suç ortaklığı gibi düşünün. Herkes her şeyi bilir ama o hiç olmamış
gibi devam ederiz. Mesela yakışıklı adam yolda yürürken bir köpeğin yola
sıçmakta olduğunu görsün. Bu genç adam yanındaki sevgilisine köpeklerin
sokaklara sıçması üzerine bir şeyler anlatmaya başlamaz. Onu görmemiş gibi
devam eder. Yani ortalama birey yapar bunu. Bana kaırsa durum biraz böyle.
Orada bir yerlerde delice şeyler oluyor ve biz bu şeyi görmemişiz gibi
yaşıyoruz. Yanından geçiyoruz. Bunu biz insanlar yarattık ve bu cerahati de
kendimiz temizlemek zorundayız.
Sanırım.
Not: Afrika'dan ayrılırken telefonum çalındığı için medyalarımın nerdeyse yarısını kaybettim. buluttaki görsellerle idare etmeye çalışıyorum. Medya zayıflığı için üzgünüm.
Not 2: Afrika'daki göçmen kamplarında hayat üç aşağı beş yukarı şu bağlantıdaki gibi oluyor. Bir incelemenizi tavsiye ederim.
http://www.christopheviseux.com/burundians-refugees-nyarugusu-camp-tanzania/#lightbox[group-33422]/9/
29.01.2018
Malawi Refugee Camp - Cape Town- South Africa
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder